TEREKEMELER KİMDİR?
KARAPAPAK yada Terekemeler özellikle Kuzey Doğu Kafkasyada yoğun yaşamaktadırlar ve Bugün birçokları şehir yaşamı sürdürmektedirler. Ayrıca Azerbaycanın Borçalı ve Gürcistan değişik bölgeleri ile birlikte Ukrayna da yaşayan (Qarapapaklar) hayatlarını en iyi şekilde sürdürmektedirler. İslam, Sünni, Hanbeli kimliğine sahip olup, kökenleri kafkasya bölgesidir. Atılgan, hırslı, olaylar karşısında son derece duygusal ve saf bir karaktere sahip insanlardır. Dinlerine oldukça bağlı hareket ederler. Kafkasya`da ve yakın bölgelerde dağınık bir şekilde yaşayan Karapapak Türklerine, siyah astragan kalpak giydikleri için komşuları bu adı vermişlerdir. Muhtemelen Türkmen kelimesi ile ilgili olarak Terekeme adıyla da anılmışlardır. Karapapaklar Sünni Müslümır.
Karapapak`larda aşıklık üzerine ünsalmışlar; Bağdat (XVI. asır kadın halk şairlerindendir. Çıldırlıdır.), Balabey (XIX. asırda yaşamıştır. Zarşatlıdır.), Gülistan, Hasda Gasım XVIII. asırda yaşamıştır. Zarşatlıdır.), Hasda Hasan (XIX.asırda yaşamıştır.),
Hicrani, Hoca İrfani (XVIII-XIX. asır il şairidir. Çıldırlıdır.), Hüseyin, Kurbani (XVIII. asır Kars şairlerindendir.), Resul (XIX-XX. asır Çıldır il şairlerindendir.), Sadayi (XIX. asır Çıldır il şairi), Şenlik (XIX-XX. asır il şairidir. Çıldırlıdır.
Büyük üne sahiptir. Oğlu da şairdir.), dir.
Karapapak Türklerinin konusunu Ruslara karşı verilen bağımsızlık mücadelesinden alan Şeyh Şamil ve başta Dede Korkut, Köroğlu, Şah İsmail ve Kirmanşah hikayeleri ile benzer özellikler taşıyan
Kaçak Nebi, Mihrali Bey, Terekeme Hacı (Sarıkızoğlu), Hasan ve Hüseyin kardeşler, Zakir, Kaçak Mehmet ve Deli Ali gibi mahalli kahramanlarla ilgili halk hikayeleri bulunmaktadır.
Borçalı-Kazak boyundan gelen Karapapak Türkleri, Kıpçak Kuman, Bulgar ve Hazar Türklerinin Ön-Asyadaki koludur. Borçalı ve Kazak diye iki kola ayrılırlar. Karapapaklar, Türkiyenin Ağrı, Akyaka, Ankara, Ardahan, Arpaçay, Çıldır, Digor, Iğdır, İstanbul, İzmir, Kars, Kağızman, Muş, Susuz, Selim, Sarıkamış, Sivas, Azerbaycanın Sulduz bölgesi, Ermenistanın Ağbaba bölgesi, İran Devleti kuzey bölgesi, Türk Cumhuriyetlerinde ve Avrupada dağınık şekilde yaşamaktadırlar.
Karapapaklar hemen hemen her ala var olmaya savaşındalar ve Bugün eğitimde % 98 oranla Türkiyede eğitime yönelen en yatkın ve çok amaçlı bir millet olmuştur. Karapapak yada Terekeme olmak bu dönemde çok zor, Çünkü azınlık durumuna düşüyoruz... Karapapaklar hemen hemen her ala var olmaya savaşındalar ve Bugün eğitimde % 98 oranla Türkiyede eğitime yönelen en yatkın ve çok amaçlı bir millet olmuştur. Karapapak ve Terekeme olmak bu dönemde çok zor, Çünkü azınlık durumuna düşüyoruz... Karapapak, Karapapah(lar), Terekeme, önceki bazen "Karakalpak’la karıştırılır. Ama herhangi bir bağıntısı bulunmamaktadır." Kendi adlırmalarımız:; Karapapah, Terkekeme Sayılarla : G.N.S: Türkçe konuştukları için ayrıca belirtilmemişlerdir. AŞIKOĞLU’nun belirttiği 1963 Kars’ta 114 Köy vardır. BARTHOLD/WIXMAN 1978 (İslam Ansiklopedisi) Kars’ın toplam nüfusunun % 15’i (yani, 1975’de 106.000); eğer nüfus değişimlerinden ve sınır değişikliklerinden sonra aynı oran geçerliyse (1920’de 39.000) Dağılım : Özellikle Ardahan’ın Çıldır ilçesinde yoğunlaşmaktadır; Çıldır `lıların söylediklerine bakılırsa tüm köyler
Karapapak ya da Terkemedir; en yoğun şeklinde bulundukları ikinci yer Arpaçay ilçesidir. Orada köy nüfusunun yarıdan fazlasını oluşturmuşlardır. Ayrıca Kars merkez ve Selim, Kağızman ilçelerinde bulunurlar. Kavkazskiy Kalender’a (1910) s. 546, bakılırsa, o zamanlar 99 Karapapak köyü vardır ve bunların 63’ü Kars yöresinde, 29’u Ardahan’da ve 7’si Kağızman’daydı. Birinci grup Muş ilindedir.; önce Malazgirt’e ve şimdi de Yoncalı köyüne yerleşmişlerdir.
Ayrıca Bulanık ilçesinde de yaşarlar. Rusların 1877’de Kars’ı işgal etmelerinden sonra, içlere doğru çekilen Karapapaklar Sivas, Tokat ve Zile’de köyler oluşturmuşlardır. Bunlardan biri olan Acıyurt, 1877’de hali hazırda Karapapak nüfusuna sahiptir. Ayrıca Kayseri’de iki köyün (Pınarbaşı ve Sarız) Karapapak nüfusuna sahip olduğu kaydedilmiştir. Çıldır ve Arpaçay ’daki Karapapak ve
Terekemeler, sığırtmacılarını ve çobanlarını Çıldır’ Gölü’nün batı ve doğusundaki yaylalara gönderirler; fakat diğer köylüler evlerinde kalırlar. (SÖZER 1972) Dil : Esas olarak Karapapakça (Azeri diline yakın Batı (oğuz) dillerinden biri). Türkiye’de bu dil hâlâ güçlü görüldüğü kadarıyla asimilasyona uğrayıp Doğu Anadolu lehçelerine karışmıştır. Din : İslam. Karapapaklar Sünni’dir (Hanbeli) Elde mevcut tek rakam, 1883 yılında Kars dahil o zaman Rusya’nın Kontrolünde olan bölgelerde 11.721 Sünni olduğudur. Grup Kimliği : Karapapak ve Terekemeler, köklerinin Kafkasya’da olduğuna dair ortak bir duygu paylaşırlar. Terekemeler din ve konuşma dili bakımından farklı özelliğe sahip olmalarında karşı Karapapaklar adlarının geniş anlamda her iki grubu da içeren kapsayıcı bir ad olduğuna inanırlar. Her iki grup da, endogami geleneğini büyük ölçüde sürdürür. Sözkonusu farklılığın kökleri Türkiye’ye gelmelerinin öncesinde yatar; farklı bölgelerden göç etmişlerdir. Terekeme terimi; Türkmen kökenli oluşun onanması gibi bir durum halidir. Karapapak terimi ise, şimdi Amu Derya’da yaşayan ve bir Kıpçak halkı olan Karapaklar’la bir kurumsal özdeşlik kurulmasına yol açmıştır. Etik olarak, Terekemeler, komşularınca, gürüz görünüşleri ve özel psikolojik yapılarıyla neredeyse klişeleştirilmişlerdir. Kaba, saba, son derece saf, sağı solu belli olmayan ve çok alıngan oldukları söylenir. Öyle ki, yörede Terekemeler’le ilgili fıkralar almış yürümüştür. Dinin alışılmış biçimlerine karşı saygı göstermeleri de onları ayrı kılan özelliklerinden biridir. Ne var ki, bu klişeler, onların çevre nüfusuyla günlük ilişkileri dolayısıyla ortaya çıkmıştır ve ayrıca Terekemelerin kendileri de bunlara renk katacak şekilde abartmaya yatkındırlar. Her iki grupta yeterince araştırılmış değildir. Tarihsel Bilgi : Çıldır ve Ardahan’daki Karapapaklar ya da (Terekemeler) önceden Kuzey Azerbaycan’da, Kazah Şemsettin Khanate’nin Kazah ve Borçalı bölgelerindeki Debed ve Borçalı nehirleri boyunca yaşarlardı. 1828 yılında imzalanan Türkmençay Anlaşması’ndan sonra bir bölümü Kars’a ve bir bölümü de İran Azerbayca’ının Sulduz bölgesine, Ushnu’nun doğusuna göç etti .
Bir başka kayda göre, Terekemeler Hazar denizi kıyısında, Gamri Uzun’dan Derbent’e uzanan ovada yaşarlardı. 90-100 hanelik bir Terekeme grubu, 1904 yılında Türkiye’ye yerleşmek için başvuruda bulundu. Bir kısmı o zaman Rusların elinde bulundurduğu Kars’a, bir kısmı Ağrı, Tutak ve Eleşkirt’e geldi; diğerleri Adana’ya (orada halen bir Terekeme köyü vardır), geri kalanlar ise 1914 yılında Malazgirt’ten Sivas’ın Tutmaç, Büyükköy ve Kurdoğlu köylerine göç ettiler.
Fakat, daha önce, 1877’de, Sivas’ta en az bir Terekeme köyü bulunmaktaydı. Diğerleri ise 1921’de Rusların çekilmesiyle Kars’a geldiler; bunlar Gümrü Antlaşmasıyla gerçekleşen nüfus mübadelesiyle Akbaba, Tiflis, Borça ve Kazah bölgelerinden göç ettiler.
Sözkonusu isimsel farklılığın nedeni, Rusların, kısmen Kafkasya ve kısımen de İran’dan gelip eski Aleksropol bölgesine, Akhaltsike’ye ve şimdiki Gürcistan’daki Akhalkalaki’ye yerleşenleri tanımlamak için “Karapapaklar” terimini kullanmış olmalarına dayanabilir, oysa Akbaba Terekeme’lerinden ayırt edilmeleri için bunlar genel olarak Gürcistan Terekemleri olarak adlırlmaktadırlar.
VON HELLWALD’ın (1878:99) kaydettiğine göre, Rus işgalinden önce Osmanlı topraklarında 105 köyde 29.000 Terekeme & Karapapak yaşıyordu.
YEMEKLERİMİZ
Yörenin yemek kültürü ağırlıklı olarak tahıl, et ve hayvansal ürünlere dayanmaktadır. Tahıl ürünü olarak en çok arpa ile buğday kullanılır.
Kaz etinin yörede ayrı bir yeri bulunmaktadır. Sığır ve koyun eti de yaz aylarında taze, kış aylarında da kavurma olarak fazlaca tüketilmektedir. Sebze cinsinden gıda maddelerinin başında ise patates(Kartof) , kuru fasulye ve soğan gelir.
Yörenin kendine özgü birçok yemek çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan çorba olarak ayran aşı, Hörre aşı ve Evelik aşını, hamur işi olarak Pişi, Mafiş, Lalanga, Hengel, Kete , Feselli, kuymak ve Katmeri, tatlı olarak da, Lokum tatlısı, Un Helvası ve Hasudayı sayabiliriz. Bunların dışında Yabani otlardan yapılan çok lezzetli ve sağlıklı pekçok yemek bulabilmek mümkün. Çincar, Kuş Eppeği, Evelik, Yarpuz, ... Yalnız Ne yazık ki yöresel mutfaklarda bulabileceğimiz bu enfes yemekleri Restaurant/lokantalarda bulabilmek çok ta mümkün görünmüyor. Bu yemeklerin tadına bakmak istiyorsanız Hiç çekinmeden Çıldır''ın köylerinden herhangibirine gidip, herhangibir kişiden bunlardan birini isteyebilirsiniz. Bu Yöre insanına Zahmet gibi gelmeyecek bilakis mutlu olacaklardır. Böyle birşey yapacak olursanız Önerimiz herhangibir şekilde para ödemeye kalkışmayın.
Yazın Oradaysanız,
Gımı, Adol, Yemlih, Düğe Davanı, Çeçil Peynir, Nezih, Kete, Kuymak, Gımı Turşusu
Kışın Oradaysanız,
Kaz, Ala Balık, Aynalı sazan, Kar yemelisiniz.... |
|
TEREKEMELERDE EVLENME GELENEKLERİ
Yörede evlenme gelenekleri pek az degişime uğramıştır. Evlenme çağı kızlarda 15-19, erkeklerde 18-23 yaşları arasındadır, çoğunlukla görücü usulü ile evlenilir. Oldukça azalmış olmasına rağmen bazı yörelerde devam eden başlık parası geleneği, kız kaçırma olaylarını da artırmaktadır. Bu ise yakın zamana değin aileler arası düşmanlıklara yol açmıştır. Kızların söz hakkı yok gibidir. Erkeklerse evlenme istemlerini ev içinde çekingen, küskün tavırlarla belirtir. Aracılarla iletirler. Yanıtta aracılara verilir.
Erkeğin istediği kızı ana-baba da uygun görürse, kızın evine elçi gönderilir. Erkeğin herhangi bir isteği olmasa da, eğer oğlan evlenme çağına gelmişse kız boylamaya (beğenmeye) çıkılır. Elçi gönderme. doğrudan kız isteme anlamına geldiğinden, önce kadınlar gidip kızı görürler. Elçiler, yörenin saygın kişilerinden seçilir. Oğlanın babası ya da yakınların dan birileri elçilerle birlikte gider. Bunun için de genellikle Cuma günleri seçilir. Elçiler arasında en yaşlı kişi sözü açar, isteklerini bildirirler. Kız babası da evlenmeden yanaysa, ''Allahm emri varsa menne diyecem? Bir de gızdan sorak, bahah ne der'' diye cevaplar. Karısı aracılığıyla kızın düşüncesini elçilere iletir. Evlenmeden yana değilse "Kocalık kızımız yok. Sizin yitiğiniz bizde değil, başka yerde arayın''gibi yanıtlar verilir. Kız tarafı olumlu yanıtlıysa ''şirni (tatlı) yeme günü'' kararlaştırılır. Erkek tarafınca getirilen kolonya, şeker, meyve gibi şeyler konuklara sunulur. Bu aynı zama ''beh günü'' (söz kesme) olarak da değerlendirilir. Kız evine söz yüzüğü, kalağı (baş örtüsü) ve çeşitli hediyeler getirilir. Kalağının bir ucuna kararlaştırılan başlığın bir bölümü bağlanmıştır. Kadınlar ve Erkekler ayrı odalarda toplanır. Güveyin yakınlarından biri kıza yüzüğü takar. Kimi zama kız, erkeklerin toplığı odaya getirilerek, yüzük orada takılır. Sonra ''boy görmesi'' denen para verilir. Kız da bahşiş alır. Beh, nişan niteliğinde olmakla birlikte, aynca nişan töreni de düzenlenir. Nişan günü kararlaştırılır.
Kız evinde yapılan nişana her iki tarafın yakınları çağrılır. Kız evine ve geline çeşitli armağanlar alınır. Güvey evi hazırlanacak yemeklerin gereçlerini ve birkaç koyunu kız evine gönderir. Evlenecekler ayn köylerdeyse, ertesi gün ''karşı nişan'' anlamına gelen ''Hon'' düzenlenir. Hon, güvey evinde yapılır, kız yanı kendilerine armağan getirenlerin her birine mendil, çorap götürür. Ayrı bir sinide de kete ya da çörekle birlikte, güvey için giysilik peştamam, çorap, mendil ve nişan yüzüğü bulunur. Düğünün iki bayram arasına ya da Muharrem ayına rastlamamasına özen gösterilir. Nişanlılık süresi uzunsa ''kız yanı olayı'' yapılır. Damat, kız tarafınca iyi tanınan bir arkadaşı aracılığıyla, gizlice nişanlısını görmeye gider. Düğün öncesinde, belli bir günde çeyiz düzme için iki tarafın önde gelenleri çarşıya iner. Başlıkla birlikte alınacaklar saptanır. Çarşıya inenlere de armağan alınması adettendir. Oğlan evi, kız evinin bütün ihtiyaçlarını evine gönderir. Düğüne her iki taraf kendi konuklarını (konağ) ayrı ayrı çağırır. Konuklara ''atlı'' denir. İlkin gelin yada güveyin evine alınan konuklara ''atlı çayı'' verilir. Çayda çeyiz görme, kına ve düğün günleri bildirilir. Kimi köylerde ''atlı'' deyimi yalnız oğlan evinden kız evine giden konuklar için kullanılır. Konuklar köy halkınca paylaşılır. Her evde birkaç atlı misafir edilir.
Sağdışlık geleneği yanında birde ''Solduş'' geleneği vardır. Gelin ve güveyin en yakın arkadaşlarından biri sağ, öbürü sol koluna girer, düğün süresince yanlarından ayrılmazlar. Düğünden bir gün önce beş dallı ağaç dalları yada birbirine tutturulmuş çatallardan oluşan ''kız şahı'' kaldırılır. Kız şahının çevresi ipe dizilmiş meyvelerle bezenir. Sagdış evinden kalkan kız şahının tüm harcama ve sorumluluğu yine ondadır. Meyve kaçırıp sagdışa getirene bahşiş vermek zorunludur. Bunu önlemek için şahın önünde ''çubukçu'' yürür. Elleri mendille bağlanan güvey, sagdışla solduşun ortasındadır. Şah gelin evine gelinceye dek yol boyunca ''dostun dostluguna, düşmanın horluğuna, her bir Allah'', bağırışlarıyla havaya ateş edilir. Şahın ardından genç kızlar gelirler, sagdış ve solduş da gelin evine girer.
Gece gelinin evinde kına gecesi düzenlenir. Kına yakılmadan önce gelinin de güveyinde avucuna para konulur. Bu para yoksulluktan uzak kalmak inancıyla yoksul bir çocuk tarafından üç kez sayılarak alınır. Daha sonra odadaki tüm konuklara kına yakılır. Oyunlar oynanır. Ertesi sabah gelin alma günüdür. Gelin hazırlanırken kapı önünde davul çalınır, oyunlar oynanır. Aşıklar Türkü söyleyip, atışma yaparlar. Bu sırada ''ağlatma'', ''ağır ağlatma'' ve ''yürük hava'' çalınır. Öğle saatlerinde gelin ata biner. Bu güvey evine hareket anlamına gelmektedir. Gelin ata binerken Köroğlu, Cezayir, Suvazlopol (Sivastopol) havaları çalınır. Yengelerde gelinin yanındadır. Onlarla birlikte ''müjde yastığı'' da yola çıkar. Yastığı bundan önce güvey evine götürene çeşitli armağanlar verilir. Yol boyunca cirit oynanır. Akşam ezanından sonra güvey sagdıcının evinden de ''oğlan şahı'' kalkar. Bu da güvey evine gelir. Gece koyun kesilir, buna ''düş garı'' denir. Yemekten sonra konuklar hediye olarak para verirler. Bu paralar kız yengesinindir. Konuklar dağılınca sağdışlar gelin ve güveyi gerdek odasına götürür. Şah meyvesinin gerdek öncesinde yenmesi uğur sayılır. |
|
|
ATASÖZLERİMİZ
Çiğnenen sakkız tez çürüyer Pehlivan güleşte belli olar Vuran oğul atıya bakmaz Yaz gününün yağışı, ermeni arvadın doğuşu Lotuynan gezen Lotu olar Allah dağına bakar kar verir, bağına bakar bar verir At ölür tayı kalır, namerdin neyi kalır Derdini vaktinde ağla Ağlamayan uşağa papa vermezler Kalkan öküz yatan öküzün başına pisler El elinden gül derme, öz elinnen diken yon İnsaf dinin yarısıdır Yetime öğüt veren çok olur, ekmek veren az olur. Sevildiğin yere çok gitme Hesabini bilmeyen kasabın elinde kalır masat Kız bibiye, oğlan dayıya benzer Deli kuyuya bir taş atti, kirk akilli inı Arvat erini rezil de eder vezir de Eşek kanır at yiyer Herkes kendi evinin kıblesini bilir Akıllı düşünene kadar, delinin oğlu olur Garga nedir gaziği ne ola, pire nedir büzüğü ne ola Taş yerinde ağırdır Ersiz arvat yularsız ata benzer Yumurtana göre gıgılla Yapı taşı yerde kalmaz Tavuk su içer Allah''a bakar İtinen çuyala girilmez İt korktuğu tarafa ürür Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme Desinler ki haçonun hançeri var. Yetimi döveceğine üstünü cır Yatan aslan, gezen tilki iyidir Ayının yüz oyunu bir armudun başınadır Gönlü balık isteyen soğuk suda ıslanır Kendine umaç uvalamıyor, ele kesme kesecek Herkes sakız çiğner, ama kurt kızı tadını çıkarır Dereden geçerken at değiştirilmez. Dırdırcı kadın adamın ömrünü yer Herkese yanaşan köpek, kapı beklemez Bir malın başında sahibi gerek.oğlu da değil babası gerek Puğarrının eğriliğine bakma, dumanın düz çıkmasına bak
|